
Gazze'de Yeni Dönem: Ateşkesin İkinci Aşaması İçin Uzlaşma İddiası
Hamas'ın, Gazze'deki ateşkesin ikinci aşamasına geçişi kolaylaştırmak amacıyla silah bırakmayı ve kontrolü bir Filistin komitesine devretmeyi kabul ettiği ileri sürüldü.

1989 yılında Norveç açıklarında batan Sovyet nükleer denizaltısı Komsomolets, deniz ekosistemi için ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Uzmanlar, denizaltıdan sızan radyasyonun 'saatli bomba' etkisi yarattığı konusunda uyarıyor.
1989 yılında Norveç Denizi'nin derinliklerinde yaşanan trajik bir kaza sonucu batan Sovyet nükleer denizaltısı Komsomolets, üzerinden geçen 36 yıla rağmen çevre uzmanlarını endişelendirmeye devam ediyor. Barents Denizi'nin yaklaşık 1.700 metre derinliğinde bulunan bu enkaz, bünyesinde taşıdığı nükleer reaktör ve iki adet nükleer başlıklı torpido nedeniyle dünya denizleri için potansiyel bir risk teşkil ediyor. Yapılan son incelemeler, denizaltının enkazından çevreye radyasyon sızıntısı olduğunu ve bu durumun deniz ekosistemini uzun vadede tehdit ettiğini ortaya koyuyor.
Komsomolets, 7 Nisan 1989 tarihinde çıkan bir yangın sonucu sulara gömülmüş ve mürettebatından 42 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştu. O günden bu yana deniz tabanında yatan titanyum gövdeli denizaltı, yüksek basınca ve korozyona karşı dirençli olsa da reaktör bölümündeki yapısal bozulmalar artık göz ardı edilemeyecek seviyelere ulaştı. Norveçli ve Rus bilim insanlarının ortaklaşa yürüttüğü ölçümlerde, denizaltının bulunduğu bölgedeki radyasyon seviyelerinin normal değerlerin üzerinde olduğu tespit edildi.
Deniz biyologları ve nükleer enerji uzmanları, Komsomolets'i bir 'saatli bomba' olarak nitelendirerek, sızıntının artması durumunda bölgedeki balıkçılık faaliyetlerinin ve deniz canlılarının doğrudan etkilenebileceğini belirtiyor. Rusya'nın 'Komsomolets Projesi' kapsamında enkaza gönderdiği insansız su altı araçları, reaktör havalandırma borularından sızan radyoaktif sezyum-137 izotoplarının çevredeki tortulara karıştığını doğruladı. Uzmanlar, bu durumun bir felakete dönüşmemesi için bölgedeki radyasyon seviyesinin 7/24 takip edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Soğuk Savaş döneminde yaşanan deniz kazaları, günümüzde hala çevresel birer miras olarak karşımıza çıkıyor. Komsomolets, okyanus tabanında bulunan tek nükleer enkaz değil; dünya genelinde nükleer güçle çalışan dokuz denizaltı ve çok sayıda nükleer başlık içeren enkazın deniz yatağında bulunduğu biliniyor. Bu durum, uluslararası deniz hukuku ve çevresel güvenlik protokollerinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Gelecek yıllarda, denizaltı gövdesinin daha fazla korozyona uğraması ve yapısal bütünlüğünü kaybetmesi bekleniyor. Eğer reaktör muhafazası tamamen çökerse, radyoaktif maddelerin okyanus akıntılarına karışması ve besin zinciri yoluyla geniş bir coğrafyaya yayılması riski bulunuyor. Bilim dünyası, bu tür enkazların temizlenmesi için geliştirilecek teknolojilerin, hem maliyet hem de teknik açıdan büyük zorluklar barındırdığını kabul ediyor.
Özetle, 36 yıldır denizin dibinde sessizce bekleyen Komsomolets, modern insanın teknolojik mirasının çevresel maliyetini temsil ediyor. Uluslararası toplumun, bu tür riskli enkazların izlenmesi ve olası bir sızıntı anında müdahale edilebilmesi için daha şeffaf ve kararlı bir iş birliği geliştirmesi gerektiği aşikardır. Denizlerin korunması, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin ekolojik güvenliğini de yakından ilgilendiriyor.
Yükleniyor...

Hamas'ın, Gazze'deki ateşkesin ikinci aşamasına geçişi kolaylaştırmak amacıyla silah bırakmayı ve kontrolü bir Filistin komitesine devretmeyi kabul ettiği ileri sürüldü.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, Kızıldeniz'de güvenliği sağlamak amacıyla kurulması planlanan çok uluslu deniz savunma koalisyonuna Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 14 ülkenin destek verdiğini duyurdu.

ABD'li Senatör John Fetterman, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmeye şort ve kapüşonlu sweatshirt ile katıldı. Diplomatik nezaket kurallarını zorlayan bu tercih, başkent Washington'da geniş yankı buldu.

Avrupa genelinde iklim değişikliğiyle artan orman yangınlarını önlemek için geleneksel bir yöntem yeniden keşfediliyor. Keçi ve koyun sürüleri, orman tabanındaki yanıcı kuru otları temizleyerek yangınların büyümesini engellemek için stratejik bir araç olarak kullanılıyor.